Adnan EKİNCİ

 

Garda bir başına…

Geçtiğimiz cumartesi günü akşamında, Ankara Garı'nda banklara oturmuş, öylesine çevreme bakınıyordum.

Peronda tren yoktu ama yine de belirli bir hareketlilik vardı.

Yolculuğa çıkacak olanlar ile onları yolculamaya gelmişlerin ayak üstü sohbetleri ile görevlilerin koşuşturmalarının oluşturduğu küçük uğultuyu, perona yanaşan lokomotiflerin sirenleri dağıtıyordu.

Dünyanın her yerinde yolcu bekleyen insanların yüzlerinden okunan o bildik heyecan, o akşam garda trenleri bekleyenlerde de vardı.

Bende ise, ne garlarda yolcu bekleyenlerin telaşı, ne de bir yerlere gitme duygusunun yarattığı yolculuk telaşı vardı.

Kendi şehrimden uzakta, yabancı bir şehrin buz beyazı ışıklı floresan lambaların ile çevresinde umutsuz bir alacakaranlık oluşturduğu bir garda oturmuş öylesine çevrene bakınıp duruyordum. ( İlk defa olmuyor bu, ne zaman, bir yerlerde o buz beyazı ışıklı aydınlatmayla karşılaşsam, kendimi hep kötü hissetmişimdir.)

Dalgaların kıyıya vurduğu bir kibrit çöpünün yalnızlığı içinde öylece durup, perona yanaşan ve ayrılan trenlere bakmaktan başka yapacağım bir şey yoktu.

Kimbilir, başka bir garda veya istasyonda benim gibi bir banka oturup, yabancı olduğu bir şehrin akşam alacasında dalıp giden başkaları da vardır…

***

Lokomotif ve vagonların yeteri kadar temiz olmadığı dikkatimi çekti.

Bu konuda genelge yayınlandı mı bilmiyorum ama, Genel Müdürümüzün, trenlerin içleri kadar dış temizliğinin de çok önemli olduğunu her fırsatta dile getirdiğini biliyorum. Hatta, bakıma alınan lokomotif ve vagonların dış yüzeylerinin iyice yıkandıktan sonra atölyelere alınması gerektiği konusundaki uyarılarını çok iyi hatırlıyorum.

Yerimden kalkıp, perona yanaşan trenleri ve vagonların içlerini gezdim, personelle yarenlik ettim.

Lokomotifin jeneratör bölümünün temizliği konusunda da çok iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim.

Fakat vagon içlerinin, şehirlerarası sefer yapan lüks otobüslerdeki konforu aratmayacak bir ferahlık ve temizlik içinde olduklarını görünce, sevinçten olacak, sanki içimden bir çift güvercin havalandı.

Üstelik vagonlardaki bu bakımlılık hali sadece yeni sefere çıkacak trenlerde değil, uzak yolculuklarına devam ederken, gara uğrayan trenlerin vagonlarında da gördüm. Cer Dairesi çalışanlarını bu özenlerinden dolayı kutlamak isterim.

Fakat, bizim RayLife dergimizin, koltukların arkalarındaki bölümlerinde değil, pencerelerin üzerinde bagajların konulduğu raflarda yer aldığını fark ettim. Konuştuğum kişiler, bunun temizlik sırasında kaldırıldığını, daha sonra da yerlerine konulmasının unutulmuş olabileceğini söylediler.

Bir de, İzmir'e giden trenlerden biriydi sanırım, yolcu koltuklarının beyaz başlıkları biraz eskimiş gibi geldi bana.

Anlatmadan geçemeyeceğim, şöyle garip bir durumla da karşılaştım.

Sanırım, Malatya'ya giden 4 eylül Mavi Treni'ydi…En sondaki vagonun en arka koltuğunun üzerinde çay bardakları, şeker, kaşıklar gördüm. Yerde ise elektrikli ocak üzerinde çay demliği vardı. Gözlerime inanamadım. Tren şefiyle konuştum, doğuya giden trenlerde kendileri için ayrılan özel bir yer olmadığını söyledi.. Mecburen, vagonun bu arka bölümünü kullanıyormuş. Konuştuğum ilgililer, olayı doğruladı. Gerçekten de yeni yapılan o tip vagonlarda tren şefleri için özel bölüm yokmuş. Bu nedenle arka koltukları özel bölme ile yolculardan ayırmak için ihaleye çıkıldığını söylediler. Umarım çabuk hallolur.

***

Konuşma fırsatı bulduğum makinistlerle ayak üstü de olsa ilginç şeyler konuştuk.

Eskişehir, Yerköy ve Kayseri'deki yatakhanelerinden şikayet ettiler.

Onları dinledikten sonra, ilk trene atlayıp, sözü edilen yerleri görmek istedim.

O akşam değil ama ertesi günü gittim oralara.

İzlenimlerimi bir daha ki yazıda aktaracağım.

 

 

Adnan Ekinci kimdir? (tıklayınız)

 

 

 

 

 

 
Elektronik Döküman Yönetim Sistemi Kurumsal Elektronik Posta Trentv Online Bilet Satış Rezervasyon Online Ticket Sale Reservation